You are currently browsing the hope for better days weblog archives for the day September 14, 2007.
- Uncategorized (72)
- May 7, 2010: geldim yolun yarisina...
- February 28, 2010: bir fincan...
- February 8, 2010: Gidilmeyen Yol
- February 3, 2010: hiç
- December 21, 2009: heryerde kar var...
- December 13, 2009: ozetler...
- October 28, 2009: eserekli...
- October 27, 2009: uyku kardesim ver elini...
- September 20, 2009: onsekiz...
- September 14, 2009: 3 ay...
Blogroll
- almost turkish
- asliberry
- benibakbiyo
- blogcuanne
- cakil'in yeri
- cikolata cikolata
- edamame prensesi
- elif savas
- endiseli peri
- ev cini
- hastalardan ogrendiklerim
- hedikedi
- kek ve kahve
- kırk fırın ekmek
- kitubi
- miso
- montessori
- morkoyun
- ne guzel seyler
- neolitik hanim
- nurturia
- rotten tomatoes
- turkish cookbook
- yavruSu
- yesil erik
- yok ki
- Yok Ki'nin Bebisi
- May 2010
- February 2010
- December 2009
- October 2009
- September 2009
- July 2009
- June 2009
- May 2009
- April 2009
- March 2009
- February 2009
- January 2009
- December 2008
- November 2008
- October 2008
- August 2008
- July 2008
- June 2008
- April 2008
- March 2008
- February 2008
- January 2008
- December 2007
- November 2007
- October 2007
- September 2007
- August 2007
Archive for September 14, 2007
Feist
September 14, 2007 by admin.
Post-doc’a ilk başladığım zamanlarda Liz bahsetmişti Feist’tan. Türklerin bile zor söyleyebildiği ismimin kısaltılmış yamuk hali ona Feist’in bir şarkısını hatırlatmıştı. Neyse dinledik sevdik bu Kanada’lı kızımızı. Çaldığı gitara eşlik eden güçlü sesini kullanışı Björk’u andırıyor kimi zaman, ses oyunlarını seviyor ama çok daha yumuşak, melankolik ve daha kolay dinlenir bir tarzı var. İçten, basit, insanın kendinden birşeyler bulabileceği sözlerle kimi zaman kimi zaman küçük bir kız çocuğunu dinliyormuşsunuz gibi hissettiriyor insana. yaa ne kadar sıradan seyler yazdım değil mi? zormuş müziği anlatmak. küçük bir kız çocuğu falan…aman da aman…
Neyse asıl diyeceğim odur ki; çarşamba akşamı yaş ortalaması 22 dolaylarında olan Liz ve 2 arkadaşıyla Philadelphia’daki Towers Theater’a Feist’ı kanlı canlı görmeye ve dinlemeye gittik. Bir assolist klasiği olan, bu vesileyle işe yeni başlamış tanınmaya çalışan grupların da sebeplendiği sahneye geç çıkma geyiğinden biz de 1,5 saat kadar nasibimizi aldık. Sesi ve çaldıkları çok da fena olmayan bir oğlancık arasıra şimdi 3 şarkı kaldı, şimdi 2 şarkı kaldı diye resmen kendisinin bitirmesine geri sayım yaptı:) Fırsat bu fırsat kampüs çevresindeki 7/24 şort ve barnak arası terlikle dolaşan canlılardan dolayı soyları çoktan tükenmiş, sadece büyük şehirlere sığışıp kalmış marjinal, orjinal şehir insanlarını belgesel izler gibi izledim. Özlemişim cidden. İnsanlar konser salonunda, ki bahsettiğim gerçekten bir tiyatro veya sinema salonudur, efendi efendi oturup plastik bardaktan biralarını yudumluyorlardı. Ne bir bağırış-çığırış, ne de aşırılık kıyafetlerden öteye gitmedi. Bu hareketsiz ve ruhsuz duruşun hiç de ibret alınası bir durum olmadığına konser başlar başlamaz karar vermiştim çoktan.
Gümbür gümbür öyle bir giriş yaptı ki Feist “ulen değecek galiba” dedik içimizden. “Let It Die” ve “Reminder” albümlerinden 8-10 parça çaldılar, söylediler. Beraber gittiğm insanlar da dahil olmak üzere çoğu insan film seyreder gibi hareketsizdi konser boyunca. Dehşete düstüm. İnsan bacağıyla bile ritim tutmaz mı kardeşim?? Konserin bitmesine yakın, tarzıyla “aha kimse yapmasa bile kesin bu eleman taşkınlık yapar” diye düşündürten bir kendini bilmez kız (!) kalkıp dansetmeye başlamaz mı!!! vay haline…geldi hemen bir görevli. Kıza dokunmadan, iteleyip kakalamadan kapıya doğru yönlendirdi. Bunu gören Feist o sırada söylediği şarkının sözlerini “are you taking that dancing girl out?/please, please, please let her dance/If you let her come back/ I’ll give you t-shirts and stuff” şeklinde değiştirerek gönlümde taht kurdu. Kızın salıverilmesiyle beraber bunu fırsat bilenler de sahneye doğru koşmaya başladılar. Sonrasını ayakta dinledik. Hiç olmazsa sallanarak dinleyenler oldu.
Çıkışta Liz’in ağzını yoklamak için ne kabaydı değil mi danseden kızı dışarı çıkarmaya çalışmaları dediğimde o da bana “ama kızın arkasında sahneyi görmeye çalışanlar da para vermişlerdi, onların hakkına saygısızlık” diye kesin ve net bir cevap verince konuştuğum kişi Liz bile olsa bireysel bakış açısının her yaş grubundaki amerikanyalının damarlarında akmakta olduğuna karar verdim. Meğer cidden “özgürlüğün bir başkasının özgürlüğünün başladığı yerde bitiyor”muş, lafta kalmıyormuş. bak dedikleri gibi götürebilselerdi bu demokrasinin onda birini, değil Irak’a, tüm ortadoğuya yeter de artardı bile. hahaa :)) yivvvranciiim….
Posted in Uncategorized | No Comments »
