Archive for November 5, 2008

yes, they can!!!

grant_park_082.jpg

-Fotograf “Time” dergisinden alinmistir-

Cumhuriyetcilerin koseye sIkIstikca seviyeyi asagiya cektikleri ve son haftalarda bikkinlik veren bir secim sezonundan hakettigi bir zaferle cikti Barack Obama. Bilincli, akilli ve sogukkanli bir secim kampanyasi yuruttu.  Ama yine de sonuclari beklerken endiseliydik. Ne de olsa bu halk Bush’u korku bokuna ikinci defa baskan secmisti. Ama bu sefer “yeter artik” demeyi bildiler. Genclerin ve simdiye kadar varliklarinin birseyleri degistirebilecegine dair inanclari hic olmayanlarin umutla ve coskuyla oy vermeleri aradaki farki daha da acti.  Artik onlarin da isterlerse cok seyi  degistirebileceklerine dair, gidisata dur diyebileceklerine dair umutlari var. Yillardir haketmedikleri bir yonetim altinda ulkelerinin uluslararasi politikalarindan ve de baskanlarindan utanir hale gelmis bilincli, adam gibi adam Amerikalilardan duydum ilk defa…Diyorlardi ki: Ulkemle gurur duymak ne demekmis yillar sonra tekrar hatirladim.

Secim sonuclari aciklandiktan sonra Obama’nin konusmasini izlemek icin bekledim sali gecesi. Konusmaya basladiginda ise bogazima bir yumruk oturdu. Bir taraftan kutlamalarda sevincten, coskudan aglayan kalabaliga bakiyor, bu basarida Obama’yi ictenlikle desteklemek disinda fiziksel olarak hicbir payim olmamasina ragmen  onlarin sevincini paylasmaya calisiyordum. Ama icten ice kendi ulkemin bana boyle bir sevinci hic yasatmamis ve belki de hic yasatmayacak olmasi bogazimdaki yumrugun asil nedeniydi galiba. Dusumdum de ilk defa, “aman kotunun iyisi ne yapalim baska parti mi var?” ya da “buna oy vermezsek digeri gelecek basa” demeden, politik planini ve durusunu destekledigim bir politik parti boyle bir zaferle cikti secimlerden. Olsun, bu butun dunya icin de buyuk bir kazanim, hem sen degil miydin kendine dunya vatandasiyim diyen, sevin iste diyerek avuttum kendimi.

Buruk sevinc boyle birseymis…

ne günahtır, ne değildir?

Hopeforbetterdays malum asagilik adam hakkinda yazmaya ve diger yazilanlari burada yayinlamaya devam edecek.

Bu asagidaki yaziyi bu haftaki Radikal 2′de Hulya Eksigil yazmis. Bu guzel yazi icin tesekkurler!

100% katiliyorum kendisine.

———————————————————————————–

Ne günahtır, ne değildir?

Dinibütün bir kişiye “günaha girdim” duygusunu veren nedir? Kendini “dindar” olarak tanımlayan birine sorsak örneğin…   - Bir dilim domuz jambonunu afiyetle gövdeye indirmek?
- Haşaaaa!
- Yakut rengi bir kadeh şarapla keyfetmek?
- Evlerden ırak Ya Rabbi!
- Güneşi görünce yakanı bağrını açıp çayıra çimene serilivermek?
- Destur de!
- Peki, başı sıkışınca yalan söylemek?
- Çok gerekirse…
- Eş dost vasıtasıyla ihale alıp iş çevirmek?
- Geç bunu, Kuran’da yeri bile yok!
- Analarını parayla satın aldığın söylenen küçük kızların oralarını buralarını ellemek?
- Kendi rızası varsa…

Benim de hakkım var
Bu konuşmanın bu şekilde cereyan edebileceği, yüzü tutup böyle cevap veremese de aklından bu şekilde geçireceğini bildiğiniz ne kadar çok insan var değil mi etrafta?

Şimdi hemen “Kendine dindarım diyen üç-beş sahtekârın yaptıklarını bütün Müslümanlara maletme!” çığlıkları atılmasın. Eğer bu adamlarla ortak paydanız Müslümanlıksa, bu tanımı kendiniz için bir “hayat tasviri” olarak görüyorsanız, tabii ki o üç-beş kişinin sahtekârlığı da sizi ilgilendirir. Eğer ahlaki ölçüleriniz vicdanınız üzerinden değil de bir kitap üzerinden hayata geçiyorsa, o kitabın ne dediği de, dediklerinin nasıl yorumlandığı da sizi bal gibi ilgilendirir. Basında gördüğünüz ve haklı olarak yakındığınız her türlü çarpıklıkta, tanıştığınız bir köşe yazarından en küçük muhabire kadar karşınıza çıkan her gazetecinin yüzüne çemkirme, kolayca genelleme hakkınız varsa, benim de Hüseyin Üzmez’e bakarak bu dinin bir yorumunun çocuklara ve kadınlara olan yaklaşımına isyan etme hakkım var!

14 yaşındaki bir çocukla dedesi yaşındaki bir adamın arasında telaffuz edilmesi yürek yakan şeyleri “rızası vardı/yoktu”, “ruhunda iz bıraktı/bırakmadı” diye tartışabilenlere insan sıfatını yakıştırmama hakkım var.

Bütün gün “günah”, “sevap”, “Allah” diyen bir adamın vicdanıyla arasındaki artık kapanması mümkün olmayan mesafeye bakıp dehşete düşmeye hakkım var.

“Evinin direğini” güle oynaya cezaevinden çıkaran, çocuğu yaşındaki birinin yaşadıklarını kendi vicdanında aklayabilen bir kadının kadınlığından utanmaya hakkım var.

Bu bir tesadüf mü ki, Üzmez gibi olanlar için kişinin -zararsa eğer- kendine zarar verebileceği her şey günah da, sonuçlarından başkalarının da etkileneceği ayan beyan olan eylemler mübah! Dinlerin buyrukları arasında “vicdanı olmayanları da insan gibi davranmaya” yöneltmeyi hedefleyen pek çok madde var. Peki bu denli dirençli vicdanlara ne yapılacak? Dinibütün görünen birinin ahlaksızlığına geçirilmeye çalışılan kılıfları kim söküp atacak? Dindarlığın arkasına sığınıp vicdanını rahatlatmak için değil, “cemaatinin bir üyesini temize çıkarmak” için yazıp çizen ve karar verenlerin yarattığı kirlenmeyi kim durduracak? Bunun cevabı aslında çok belli. Kendini “dinibütün” olarak tanımlayan ve “bir avuç ahlaksızın” İslam’ın adını kirletmesine karşı çıkanlar… Örneğin Meclis’teki “yüzde 47’likler”, din adamları, Cuma namazlarını caddelere taşıran kalabalıklar, türbanın özgür bırakılması için yollara dökülenler? Bu ayıbın failleri benim “din kardeşim” saydığım birileri olmadığı halde içim bu kadar öfke ve isyanla kabarıyorsa, sizin niye hiç sesiniz çıkmıyor? Yoksa siz de sonunda “Eh, kendi rızası varsa…” mı diyeceksiniz?

|