ne günahtır, ne değildir?

Hopeforbetterdays malum asagilik adam hakkinda yazmaya ve diger yazilanlari burada yayinlamaya devam edecek.

Bu asagidaki yaziyi bu haftaki Radikal 2′de Hulya Eksigil yazmis. Bu guzel yazi icin tesekkurler!

100% katiliyorum kendisine.

———————————————————————————–

Ne günahtır, ne değildir?

Dinibütün bir kişiye “günaha girdim” duygusunu veren nedir? Kendini “dindar” olarak tanımlayan birine sorsak örneğin…   - Bir dilim domuz jambonunu afiyetle gövdeye indirmek?
- Haşaaaa!
- Yakut rengi bir kadeh şarapla keyfetmek?
- Evlerden ırak Ya Rabbi!
- Güneşi görünce yakanı bağrını açıp çayıra çimene serilivermek?
- Destur de!
- Peki, başı sıkışınca yalan söylemek?
- Çok gerekirse…
- Eş dost vasıtasıyla ihale alıp iş çevirmek?
- Geç bunu, Kuran’da yeri bile yok!
- Analarını parayla satın aldığın söylenen küçük kızların oralarını buralarını ellemek?
- Kendi rızası varsa…

Benim de hakkım var
Bu konuşmanın bu şekilde cereyan edebileceği, yüzü tutup böyle cevap veremese de aklından bu şekilde geçireceğini bildiğiniz ne kadar çok insan var değil mi etrafta?

Şimdi hemen “Kendine dindarım diyen üç-beş sahtekârın yaptıklarını bütün Müslümanlara maletme!” çığlıkları atılmasın. Eğer bu adamlarla ortak paydanız Müslümanlıksa, bu tanımı kendiniz için bir “hayat tasviri” olarak görüyorsanız, tabii ki o üç-beş kişinin sahtekârlığı da sizi ilgilendirir. Eğer ahlaki ölçüleriniz vicdanınız üzerinden değil de bir kitap üzerinden hayata geçiyorsa, o kitabın ne dediği de, dediklerinin nasıl yorumlandığı da sizi bal gibi ilgilendirir. Basında gördüğünüz ve haklı olarak yakındığınız her türlü çarpıklıkta, tanıştığınız bir köşe yazarından en küçük muhabire kadar karşınıza çıkan her gazetecinin yüzüne çemkirme, kolayca genelleme hakkınız varsa, benim de Hüseyin Üzmez’e bakarak bu dinin bir yorumunun çocuklara ve kadınlara olan yaklaşımına isyan etme hakkım var!

14 yaşındaki bir çocukla dedesi yaşındaki bir adamın arasında telaffuz edilmesi yürek yakan şeyleri “rızası vardı/yoktu”, “ruhunda iz bıraktı/bırakmadı” diye tartışabilenlere insan sıfatını yakıştırmama hakkım var.

Bütün gün “günah”, “sevap”, “Allah” diyen bir adamın vicdanıyla arasındaki artık kapanması mümkün olmayan mesafeye bakıp dehşete düşmeye hakkım var.

“Evinin direğini” güle oynaya cezaevinden çıkaran, çocuğu yaşındaki birinin yaşadıklarını kendi vicdanında aklayabilen bir kadının kadınlığından utanmaya hakkım var.

Bu bir tesadüf mü ki, Üzmez gibi olanlar için kişinin -zararsa eğer- kendine zarar verebileceği her şey günah da, sonuçlarından başkalarının da etkileneceği ayan beyan olan eylemler mübah! Dinlerin buyrukları arasında “vicdanı olmayanları da insan gibi davranmaya” yöneltmeyi hedefleyen pek çok madde var. Peki bu denli dirençli vicdanlara ne yapılacak? Dinibütün görünen birinin ahlaksızlığına geçirilmeye çalışılan kılıfları kim söküp atacak? Dindarlığın arkasına sığınıp vicdanını rahatlatmak için değil, “cemaatinin bir üyesini temize çıkarmak” için yazıp çizen ve karar verenlerin yarattığı kirlenmeyi kim durduracak? Bunun cevabı aslında çok belli. Kendini “dinibütün” olarak tanımlayan ve “bir avuç ahlaksızın” İslam’ın adını kirletmesine karşı çıkanlar… Örneğin Meclis’teki “yüzde 47’likler”, din adamları, Cuma namazlarını caddelere taşıran kalabalıklar, türbanın özgür bırakılması için yollara dökülenler? Bu ayıbın failleri benim “din kardeşim” saydığım birileri olmadığı halde içim bu kadar öfke ve isyanla kabarıyorsa, sizin niye hiç sesiniz çıkmıyor? Yoksa siz de sonunda “Eh, kendi rızası varsa…” mı diyeceksiniz?

Leave a Reply