- Uncategorized (72)
- May 7, 2010: geldim yolun yarisina...
- February 28, 2010: bir fincan...
- February 8, 2010: Gidilmeyen Yol
- February 3, 2010: hiç
- December 21, 2009: heryerde kar var...
- December 13, 2009: ozetler...
- October 28, 2009: eserekli...
- October 27, 2009: uyku kardesim ver elini...
- September 20, 2009: onsekiz...
- September 14, 2009: 3 ay...
Blogroll
- almost turkish
- asliberry
- benibakbiyo
- blogcuanne
- cakil'in yeri
- cikolata cikolata
- edamame prensesi
- elif savas
- endiseli peri
- ev cini
- hastalardan ogrendiklerim
- hedikedi
- kek ve kahve
- kırk fırın ekmek
- kitubi
- miso
- montessori
- morkoyun
- ne guzel seyler
- neolitik hanim
- nurturia
- rotten tomatoes
- turkish cookbook
- yavruSu
- yesil erik
- yok ki
- Yok Ki'nin Bebisi
- May 2010
- February 2010
- December 2009
- October 2009
- September 2009
- July 2009
- June 2009
- May 2009
- April 2009
- March 2009
- February 2009
- January 2009
- December 2008
- November 2008
- October 2008
- August 2008
- July 2008
- June 2008
- April 2008
- March 2008
- February 2008
- January 2008
- December 2007
- November 2007
- October 2007
- September 2007
- August 2007
ne günahtır, ne değildir?
Hopeforbetterdays malum asagilik adam hakkinda yazmaya ve diger yazilanlari burada yayinlamaya devam edecek.
Bu asagidaki yaziyi bu haftaki Radikal 2′de Hulya Eksigil yazmis. Bu guzel yazi icin tesekkurler!
100% katiliyorum kendisine.
———————————————————————————–
Ne günahtır, ne değildir?
Dinibütün bir kişiye “günaha girdim” duygusunu veren nedir? Kendini “dindar” olarak tanımlayan birine sorsak örneğin… - Bir dilim domuz jambonunu afiyetle gövdeye indirmek?
- Haşaaaa!
- Yakut rengi bir kadeh şarapla keyfetmek?
- Evlerden ırak Ya Rabbi!
- Güneşi görünce yakanı bağrını açıp çayıra çimene serilivermek?
- Destur de!
- Peki, başı sıkışınca yalan söylemek?
- Çok gerekirse…
- Eş dost vasıtasıyla ihale alıp iş çevirmek?
- Geç bunu, Kuran’da yeri bile yok!
- Analarını parayla satın aldığın söylenen küçük kızların oralarını buralarını ellemek?
- Kendi rızası varsa…
Benim de hakkım var
Bu konuşmanın bu şekilde cereyan edebileceği, yüzü tutup böyle cevap veremese de aklından bu şekilde geçireceğini bildiğiniz ne kadar çok insan var değil mi etrafta?
Şimdi hemen “Kendine dindarım diyen üç-beş sahtekârın yaptıklarını bütün Müslümanlara maletme!” çığlıkları atılmasın. Eğer bu adamlarla ortak paydanız Müslümanlıksa, bu tanımı kendiniz için bir “hayat tasviri” olarak görüyorsanız, tabii ki o üç-beş kişinin sahtekârlığı da sizi ilgilendirir. Eğer ahlaki ölçüleriniz vicdanınız üzerinden değil de bir kitap üzerinden hayata geçiyorsa, o kitabın ne dediği de, dediklerinin nasıl yorumlandığı da sizi bal gibi ilgilendirir. Basında gördüğünüz ve haklı olarak yakındığınız her türlü çarpıklıkta, tanıştığınız bir köşe yazarından en küçük muhabire kadar karşınıza çıkan her gazetecinin yüzüne çemkirme, kolayca genelleme hakkınız varsa, benim de Hüseyin Üzmez’e bakarak bu dinin bir yorumunun çocuklara ve kadınlara olan yaklaşımına isyan etme hakkım var!
14 yaşındaki bir çocukla dedesi yaşındaki bir adamın arasında telaffuz edilmesi yürek yakan şeyleri “rızası vardı/yoktu”, “ruhunda iz bıraktı/bırakmadı” diye tartışabilenlere insan sıfatını yakıştırmama hakkım var.
Bütün gün “günah”, “sevap”, “Allah” diyen bir adamın vicdanıyla arasındaki artık kapanması mümkün olmayan mesafeye bakıp dehşete düşmeye hakkım var.
“Evinin direğini” güle oynaya cezaevinden çıkaran, çocuğu yaşındaki birinin yaşadıklarını kendi vicdanında aklayabilen bir kadının kadınlığından utanmaya hakkım var.
Bu bir tesadüf mü ki, Üzmez gibi olanlar için kişinin -zararsa eğer- kendine zarar verebileceği her şey günah da, sonuçlarından başkalarının da etkileneceği ayan beyan olan eylemler mübah! Dinlerin buyrukları arasında “vicdanı olmayanları da insan gibi davranmaya” yöneltmeyi hedefleyen pek çok madde var. Peki bu denli dirençli vicdanlara ne yapılacak? Dinibütün görünen birinin ahlaksızlığına geçirilmeye çalışılan kılıfları kim söküp atacak? Dindarlığın arkasına sığınıp vicdanını rahatlatmak için değil, “cemaatinin bir üyesini temize çıkarmak” için yazıp çizen ve karar verenlerin yarattığı kirlenmeyi kim durduracak? Bunun cevabı aslında çok belli. Kendini “dinibütün” olarak tanımlayan ve “bir avuç ahlaksızın” İslam’ın adını kirletmesine karşı çıkanlar… Örneğin Meclis’teki “yüzde 47’likler”, din adamları, Cuma namazlarını caddelere taşıran kalabalıklar, türbanın özgür bırakılması için yollara dökülenler? Bu ayıbın failleri benim “din kardeşim” saydığım birileri olmadığı halde içim bu kadar öfke ve isyanla kabarıyorsa, sizin niye hiç sesiniz çıkmıyor? Yoksa siz de sonunda “Eh, kendi rızası varsa…” mı diyeceksiniz?